2. Kıyamet - Sur'a İkinci Kez Üfleniş ve Ölülerin Diriltilmesi
Sur’a ilk olarak üflenmesiyle birlikte yer ve gök paramparça edilmiş ve evren ölmüştür. Canlı hiçbir varlık kalmamıştır. Kuran’da bildirildiği gibi,“yer başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülmüştür”. (İbrahim Suresi, 48) Bu dönüşümden sonra mahşer günü için hazırlanan ortamı Rabbimiz şöyle haber verir:
İşte hesap günü insanların üzerinde dirilip, biraraya gelip, hesaplarını ve akıbetlerini bekleyecekleri yer budur. Artık sıra insanların diriltilip tek olan, Kahhar olan Allah’ın huzuruna çıkarılmalarına gelmiştir. Ve Sur’a ikinci kez üfürülür. Dünya hayatında ahireti ve yeniden dirilişi inkar eden insan bir daha uyanmayı hiç beklemediği kabrinin içinden dışarı atılır. Sur’a bu ikinci üfürülüş ve insanların dirilmesi Kuran’da şöyle bildirilir:
Ölülerin Mezarlarından Çıkmaları
İnsanların dirilişleri esnasında ve dirildikten sonraki durumları ayetlerde ayrıntılı olarak tarif edilmiştir. Kuran’da haber verildiğine göre o büyük diriliş şöyle gerçekleşir:
- Sur’a ikinci kez üfürülmesiyle birlikte toprağın altından dışarı çağrılan insanlar, yayılan çekirgeler gibi ve hızla koşarak kabirlerinden dışarı çıkarlar.
- Kendilerini çağıran çağırıcıya doğru yönelirler ve dikili bir şeye doğru yönelmiş gibi boyunlarını çağırıcıya uzatmış olarak koşmaya başlarlar. Ve bu çağrı daha önce benzerine rastlanmış bir çağrı da değildir:
Dünyada Allah’ın sınırlarını tanımayan, Allah’a itaat etmeyen, büyüklenen inkarcı, dirilir dirilmez birden çok itaatli, boyun eğici bir hale gelir. Ne olup bittiğini sorgulamadan, kayıtsız şartsız bu çağrıya icabet eder. Dünyadaki imtihan sona erdiği için başka seçim imkanı zaten yoktur. Aksini yapmayı istese de yapamaz. Hatta isteyemez bile. Bu çağrıya karşı koymaya hiçbir gücü yoktur. O nedenle bu günün “zorlu bir gün” olduğunu gerçekten hissetmiştir:
- İnkar edenler başlarını dikerek koşarlar, gözler dönmez, hareket edemez. Herkes kayıtsız şartsız bir itaat içindedir. O gün insanların sahip olabileceği tek geçerli ve değerli şey imandır. O da inkarcılarda yoktur. Bu yüzden kalpleri bomboştur:
- Allah’ın huzuruna doğru dalga dalga süzülürler:
Ayette haber verilen “eyvah” ifadesi, çok büyük bir panik ve hayal kırıklığının ifadesidir. Çünkü kendi dirilişine bizzat şahit olan inkarcı kişi, hayatı boyunca kendisine bunu haber veren elçilerin gerçekten doğru söylediklerini anlamıştır. Dolayısıyla inkar edenlere müjdelenen, “dönüşü olmayan ebedi azab”ı da bizzat yaşayacağını idrak etmiştir. Artık bundan hiçbir şüphesi yoktur. “Ebedi uyku” diye bir şey olmadığını anlamıştır. Kendisine vaat edilenlerin birer birer başına geleceğinden, hiçbir kurtuluş ümidi olmadığından emindir.
- İnkarcıların kıyamet günü yaşadıkları genel ruh halleri korku, dehşet, yılgınlık, şaşkınlık ve çaresizliktir; genel görünümleri ise daha da dehşet vericidir. Yüzleri kapkaradır; toz, karartı ve zillet (aşağılanma) kaplamıştır:
- Allah’a iman etmeyenler kıyamet günü kör olarak haşredilirler:
- İnkarcıların kör gözleri de korkunçluk ve iğrençliklerini artırır bir şekildedir. Allah onların gözlerinin alacağı şekli şöyle haber vermektedir:
Bu korkunç, aynı zamanda da aşağılık görünümleriyle inkarcılar ilk bakışta, müminlerden ayrılırlar. Dünyadayken kibir ve gösteriş içinde, Allah’ın ayetlerine karşı savaş açan, büyüklenen bu güruhun sonlarının başlangıcı işte böyle olur.
O Gün Dostluk, Akrabalık, Yakınlık ve Yardımlaşma Yoktur
O gün insanın başkalarıyla, hatta kendi annesi, babası, eşi ve çocuklarıyla bile ilgilenmeye ne hali ne fırsatı vardır. Mahşer gününün şiddeti ve olağanüstü korkusu herkesi kendi derdine düşürür. Allah, o diriliş gününü şöyle tarif etmektedir:
Dünya hayatında kişinin en çok değer verdiği put edindiği bağlar, böylece Allah’ın azabı karşısında paramparça olur. Artık insanlar arasındaki dünyevi yakınlıkların, soy bağlarının hiçbir anlamı kalmamıştır. Değeri olan tek şey, imandır:
Dünyadaki bağlar ve ilişkiler öyle bir parçalanır ki, sözde en çok sevilen oğullar, eşler, kardeşler, hatta bütün soy, inkarcılar tarafından azaba karşılık fidye olarak teklif edilir:
Mahşer günü yaşanacak olan bu “fidye teklifi”, dünya hayatının ne denli boş olduğunu da gösterir. Dünya hayatında bazı insanlar küçük çıkarlar peşinde koşar. İyi bir iş, güzel bir ev, para, makam mevki sahibi olmak uğruna bütün bir ömür çalışılır. Buna karşın, Kuran’da haber verildiği üzere tek bir kadın veya erkek değil dünyadaki kadınların veya erkeklerin tümü, tek bir ev değil dünyadaki bütün mülkler, yeryüzünün altın ve gümüş bütün hazineleri, hatta bütün dünya, mahşer gününün azabından kurtulmak için fidye olarak verilmek istenecektir. Ama elbette bu umutsuz bir çabadır ve insanı hiçbir şekilde kurtaramaz.
İnsanların Hesap İçin Toplanmaları
Kuran’da, insanın yaşamının varacağı son şöyle açıklanır:
Hayatımız boyunca ne yaparsak yapalım, harcadığımız bütün çabaların sonucunda ulaşacağımız son nokta, Allah’ın huzuruna çıkacağımız andır. Tüm bu hayatın amacı, O’na kulluk etmektir. Hayatın en önemli anı ise, Allah’a hesap vereceğimiz mahşer günüdür.
Dünyadaki yaşamımız boyunca geçen her gün, bizi o mahşer gününe biraz daha yakınlaştırır. Geçen her saat, her dakika, hatta her saniye, ölüme, yeniden dirilişe ve hesaba doğru atılmış bir adımdır. Hayat, bir kum saati gibi sürekli olarak bu yöne doğru akar. Saati durdurmanın ya da geri çevirmenin yolu yoktur. Tüm insanlar, bu yolu izleyeceklerdir. Allah, Kuran’da şöyle hükmetmektedir:
Şu an dünyada milyarlarca insan yaşamaktadır. Bu sayıya şimdiye dek yaşamış ve bundan sonra da yaşayacak insanların sayısını eklersek, mahşer (diriliş) günü mezarlarından çıkıp toplanacak insan kalabalığının olağanüstü bir görüntü oluşturacağını anlayabiliriz. İlk insan Hz. Adem’den, kıyamet günü canı alınacak son insana kadar yeryüzünde yaşamış insanların tümü bu mahşer meydanında biraraya gelecektir. Sayısı milyarlarla ifade edilebilecek bu insan topluluğunun oluşturacağı manzara son derece görkemli olacaktır. Fakat aynı zamanda bir o kadar da ürkütücü ve dehşet verici olacağı kesindir. Allah’ın huzurunda toplanma anı ve insanların durumu Kuran’da şöyle anlatılır:
İnkarcıların bütün bir ömür boyu göz ardı ettiği, müminlerin ise şevkle hazırlanıp beklediği hesap anı gelmiştir. Bu büyük mahkeme için görkemli bir mekan yaratılır. O gün, ayette bildirildiğine göre, “Gök yarılıp-çatlamıştır; artık o gün, ‘sarkmış-za’fa uğramıştır.’ Melek(ler) ise, onun çevresi üzerindedir. O gün, Rabbinin arşını onların da üstünde sekiz (melek) taşır.” (Hakka Suresi, 16-17) Bir başka ayette ise, o gün, “Ruh ve meleklerin saflar halinde duracakları gün...” (Nebe Suresi, 38) olarak tarif edilir.
Alemlerin Rabbi olan Allah o gün yarattığı kullarından hesap soracaktır. İnkar edenler için sonsuz bir azap kaynağı da yaratmıştır. Kimse o gün O’nun vereceği acının bir benzerini veremez. Kuran’da şöyle haber verilir:
İnsan, eğer dünyadaki yaşamında Allah’a kulluk görevini yerine getirmeyip, bu büyük güne iman edip ona hazırlık yapmamışsa, pişmanlığın en büyüğünü yaşayacaktır. O gün inkar eden kişi “Ah, keşke ben bir toprak oluverseydim” (Nebe Suresi, 40) diyecektir. Ancak bu pişmanlığın faydası yoktur; onu azaptan kurtaramayacaktır. Aksine, bu pişmanlık onun için yeni bir azap kaynağı olacak, cehennemde çekeceği fiziksel acıların üzerine bir de manevi işkence olarak eklenecektir.
Kitapların Verilişi, Teraziler ve Hesaba Çekilme
İnkarcıların dirilmelerinin ardından, hesaba çekilecek olmanın verdiği korku ve sıkıntı başlar. İnsanın dünyadaki yaşamı sırasında her yaptığı, her düşündüğü gözler önüne serilir. En ufak bir ayrıntı bile unutulmaz. Bir ayette şöyle bildirilir:
İnsanlar hesaba çekildiklerinde kendi amel defterlerinden dünyada ahiret için neyi hazırladıklarını öğrenirler. Kuran’da, o an şöyle anlatılır:
Kuran’da bildirildiğine göre, hesap defterleri inkarcılara sol ellerinden, müminlere ise sağ ellerinden verilecektir. “Sağın adamları”, bir ayette şöyle anlatılır:
Müminlerin bu sevinç ve coşkusuna karşın inkar edenler büyük bir utanç ve pişmanlık içindedirler. Ölmeyi hatta yok olmayı isterler. Üstteki ayetin devamında inkarcıların çaresizlikleri şöyle haber verilir:
Başka ayetlerde, sağın ve solun adamları arasındaki farkı Allah şöyle bildirmektedir:
Kitaplardaki ameller, hesap günü için özel hazırlanmış duyarlı terazilerde tartılır. O gün, Allah’ın adaleti karşısında kimse zerre kadar haksızlığa uğratılmaz:
Dünya hayatında yapılan her amel, en küçük ayrıntılar bile eksik kalmaksızın bu tartıya konulmuştur. Bu tartının ibresi sonsuz azaba veya sonsuz kurtuluş ve mutluluğa götürecek kararı belirler. Eğer tartı ağır basarsa cennete, hafif kalırsa ateş çukuruna girilecektir. Allah’tan başka hiçbir güç veya yardımcı o anda insana yardım edemez:
Ardından tüm insanlar tek tek hesaba çekilirler. Artık dünyadaki makamların, mevkilerin hiçbir anlamı kalmamıştır. Bir devlet başkanı da sıradan bir insan da, Allah Katında aynı hesapla karşı karşıya kalır. Herkese, kendisini yaratmış olan Allah’a kulluk edip etmediği, O’nun emirlerine uyup uymadığı sorulur. İnkarcıların tüm günahları, tüm pislikleri, tüm kötülükleri, akıllarından, kalplerinden bütün geçirdikleri tek tek ortaya dökülür:
Dünyadaki yaşamlarını Allah’ın gösterdiği şekilde değil de, kendi istek ve tutkularına ya da içinde bulundukları ortamın çarpık değer ve inançlarına göre yönlendirmiş olanların hesabı zorludur. Ayetlerde o büyük hesap şöyle anlatılır:
Hiçbir insan Rabbimiz’in huzurunda yaptıklarını inkar edemez. İşlediği bütün hayır ve şer ortaya çıkarılmıştır. İnkar etse bile şahitler onu yalanlar. Dünya hayatında kendisine şahit olan insanlar da hesap sırasında şahitlik yapmak için ortaya getirilir. Allah ayetinde şöyle buyurmaktadır:
Hesap sırasında inkarcıları bekleyen başka şahitler de vardır. İşitme, görme duyuları ve derileri Allah’ın izniyle dile gelip konuşur, kendi aleyhlerinde şahitlik ederler. Bütün bir ömür boyunca kullandıkları, kendilerine ait sandıkları uzuvlarının bile insana ihanet etmesi, o gün yaşanacak olan psikolojik yıkımı daha da artırır. Fussilet Suresi’ndeki ayetlerde o gün yaşanacak olan bu gerçek şöyle haber verilir:
İnkarcılar, kendilerini yaratan ve yaşatan Allah’a isyan etmekle, olabilecek en büyük suçu işlemişlerdir. Bu yüzden hesap günü kendilerini savunmalarına izin verilmez. Hatta seslerini çıkarmalarına dahi fırsat tanınmaz. Aşağılanmış ve zavallı bir şekilde haklarındaki hükmün verilmesini beklerler:
İnkarcı o gün kendi yaptıklarından şiddetle nefret eder ve kendi nefsine karşı da büyük bir öfke duyar. Fakat Allah’ın onlara karşı duyduğu öfke çok daha büyüktür. İnkar edenlere şöyle seslenilir:
Allah’ın gazabıyla karşı karşıya kalan inkarcılar büyük bir umutsuzluk, pişmanlık, utanç ve üzüntü içindedirler. Hiç dirilmemiş olmayı isterler. Ölümün kendilerini ebediyen yok etmiş olmasını dilerler. Oysa ölüm bir son değil, yalnızca bir başlangıçtır. Bundan sonra başka bir ölüm de yoktur. Allah’ın, “O inkar edenler Müslüman olmayı nice kereler dileyecekler” (Hicr Suresi, 2) ayeti de inkarcılar üzerinde tecelli etmeye başlar.
İnkarcıların yaşayacakları tüm bu zorlukların aksine o gün müminler için kolay bir hesap olacaktır. Mümin Allah’ın huzurunda hesaba çekildikten sonra, büyük kurtuluş ve mutluluğun coşkusuyla sevinç içindedir. Dünyadaki yaşamını, kendisini yaratan ve doğruya yönelten Allah’ın istediği şekilde sürdürdüğünden dolayı sonsuz rahmet sahibi Allah hesap günü müminlerin günahlarını affedecektir. Böylece Allah’ın sınırsız nimetleriyle dolu cennete kavuşur, sonsuz ateş azabından da uzak tutulur:
İnkarcıların Çaresizliği
İnkarcı o gün kendisinden her isteneni yapmak ister, ama başaramaz; gücü, kuvveti alınmıştır. Secdeye davet edildiğinde secde etmek ister, ancak bunu bile başaramaz. Tıpkı insanın kabus görürken bir şeyi yapmak isteyip de yapamaması, bağırmak isteyip de sesinin çıkmaması gibi. Eli ayağı tutmaz hale gelir. Korku, dehşet ve çaresizlikten adeta felç olmuştur. Onların bu durumları Kuran’da şöyle bildirilmektedir:
İnkarcı bir kişinin ahirette secdeye davet edilmesinin hikmetlerinden biri, bunu dünyadayken yapmamasından dolayı üzüntü ve pişmanlığının artması, bir daha da sonsuza kadar, ne kadar çok istese de bunu yapıp telafi etmesinin imkansız olduğunu görmesi, bunun keder ve ümitsizliğini ebediyen içinde taşıması için olabilir.
Kuran’da mahşer günü müminlerin ve inkarcıların nasıl bir çehreye sahip olduklarından da haber verilir. Müminlerin içlerindeki coşku yüzlerine yansımış, ışıl ışıl bakmaktadırlar. İnkarcılar ise yaptıkları nankörlüğün ve akılsızlığın farkına varır ve kendilerine isabet edecek azabı beklerler. Müminlerin coşkulu, ışıltılı ifadelerine karşılık onların yüzlerine karartı ve pislik çökmüştür:
Cehennemin Gösterilişi
Allah Meryem Suresi’nde mümin ya da inkarcı, tüm insanların cehennemin çevresinde diz çökeceğini haber vermektedir:
Ayetlerden anlaşıldığı gibi, mahşer günü tüm insanlar “cehennemin çevresinde diz üstü çökmüş olarak” hazır bulundurulacaklardır. Tüm insanlar, mümin ya da inkarcı, cehennemin korkunç uğultusuna ve içindeki akıl durdurucu görüntülere şahit olacaklardır. Ancak sonra Allah’ın dilemesiyle müminler kurtarılır ve inkarcılar diz üstü çökmüş olarak bırakılırlar. Daha sonra da cehennemin içine atılırlar.
Müminlerin de o topluluk içinde olmalarının hikmetlerinden birinin, Allah’ın azametini daha iyi kavramaları ve O’na şükretmeleri olduğu düşünülebilir. Cehennem azabının şiddetini yakından gören mümin, Allah’ın kendisine verdiği imanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu iyice kavrar. Çünkü şahit olduğu cehennem o kadar korkunçtur ki, yalnızca o azaptan kurtulmuş olmak bile, insan için büyük bir mutluluktur.
Mümin, cehenneme şahit olmakla, kıyas yapma imkanına sahip olur. Böylece insana verilecek en güzel nimetleri barındıran, içinde ebedi kalacağı cennetin değerini daha iyi anlar. Dünyada da acıdan kurtulmak büyük bir nimettir. Örneğin dağ başında soğuktan donma tehlikesi geçiren biri için, içinde ateş yanan köhne bir baraka, o an için en lüks otel odasından daha güzeldir. Günlerce yemek yememiş birisi için kuru bir ekmek, normal zamanda yiyeceği en mükellef ziyafetten daha lezzetli gelir. Acının sona ermesi, başlı başına büyük bir sevinç, neşe, huzur ve dolayısıyla şükür kaynağıdır.
Cehennemi yakından görüp Allah’ın kurtardığı mümin, işte bu sevince ulaşır. Cennet ile ödüllendirilmesi de, Kuran’da sözü edilen “felah”ı (büyük kurtuluş ve mutluluk) eksiksiz bir biçimde tatmasını sağlar. Var olan en büyük azabı gördükten sonra, cennete girip hayal gücünün alamayacağı nimetlere kavuşan mümin cennetin değerini çok iyi bilir. Geri kalan sonsuz hayatı boyunca da cehennem ortamını hiç unutmaz, bu sayede cennetten aldığı zevk aynı oranda fazlalaşır.
Mahşer gününde insanlar, Araf (burçlar) üzerinde bulunan, mümin ve inkarcıları yüzlerinden tanıyan kimselerin şu sözleriyle karşılaşırlar:
İnsanlar yeniden dirildikten sonra hesap günü yaratılmışların en hayırlıları olan müminler (Beyyine Suresi, 7) ile yaratılmışların en aşağısı (Beyyine Suresi, 6) olan inkarcıların birbirlerinden sonsuza kadar ayrılmaları vaktidir. Ayırma günü Kuran’da şöyle bildirilmektedir:
Kaf Suresi’nde inkarcıların ve müminlerin ebedi yurtlarına yaptıkları yolculuk, şöyle anlatılır:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder