2. Kıyamet - Evrenin Ölümü
İnsanın ölümünün dehşet verici oluşu gibi, evrenin ölümü olan kıyamet de dehşet vericidir. O gün, önceden inanmamış olanlar, Allah’ın azametini, kudretini ilk kez, hem de çok büyük bir şiddetle hissedeceklerdir. İşte bu nedenle kıyamet, inkarcılar için başlı başına büyük bir azap, bir dehşet, pişmanlık, acı ve şaşkınlık günüdür. Kıyameti gören insan, hiçbir şekilde tarif edilemeyecek, dünyadaki tüm korkulardan yüzlerce kat şiddetli olan bir korkuya kapılacaktır. Kuran’da, kıyametin aşamaları, bu büyük olayın nasıl gerçekleşeceği ve bunu gören insanların ne hale geleceği tarif edilir.
Sur’a İlk Üfleniş
Kıyametin başlangıcı Sur’a üfürülmesi ile olur. Bu, dünyanın ve bütün evrenin toplu yıkımının ve sonun başlangıcının işaretidir. Artık geriye dönüş yoktur. Bu, dünya hayatının tamamen bitip herkes için gerçek hayatın, yani ahiretin başladığının sesidir. Bu ses, inkar edenlerin kalplerinde kesintisiz ve sonsuza dek taşıyacakları korku, dehşet, yılgınlık ve şaşkınlığı başlatan ilk sestir. İman etmeyenlerin bundan böyle, sonsuza değin geçirecekleri zorlu günlerin başladığının habercisidir. Müddessir Suresi’nde kıyamet gününün inkarcılar için nasıl bir an olduğu şöyle haber verilmiştir:
Sur’a üfürülmesi, elbette ki inkarcılarda büyük bir dehşet ve huzursuzluk yaratacaktır. Kaynağı görülemeyen, algılanamayan, tanımlanamayan ürperti verici bir ses, tüm dünyayı kaplayacak, insanlar büyük bir olayın başladığını hissedeceklerdir. Sur’un sesini duymanın verdiği huzursuzluk, giderek panik ve dehşete dönüşecektir. Sur’a üfürülmesinden sonra birbiri ardına gelecek olan olaylar ise, bu dehşeti hayal edilemeyecek bir seviyeye çıkaracaktır.
Yeryüzünün Yıkımı
Kuran’da bildirildiğine göre, Sur’a üfürülmesini büyük bir sarsıntı ve kulakları patlatırcasına gelen bir gürleme takip eder. Bu anda insanlar artık korkunç bir felaketle karşı karşıya olduklarını anlamışlardır. Dünyanın ve yaşamın yok olmakta olduğu iyice ortaya çıkmıştır. Bu nedenle de dünya üzerindeki şeylerin değeri bir kaç saniye içinde sıfıra iner. Kıyametin yalnızca gürültüsü bile insanlar arasındaki bütün dünyevi bağları kopartıp parçalamaya yeterli olur. İnsanlar, artık yalnızca bir kaçıp kurtulma duygusuyla dolmuşlardır. Korku her yeri kaplamış, herkes kendi derdine düşmüştür:
Yerin, şiddetli bir sarsıntı ile sarsıldıktan sonra yaratıldığından beri içinde barındırdığı, artık hiçbir anlam ve değeri kalmayan hazinelerini ve sırlarını dışarı çıkaracağı Kuran’da haber verilir:
Korkunç bir gürültü, ardından yerin şiddetle sarsılması ve bir de yeraltındaki maddelerin volkanik patlamalarla her yandan dışarı boşalması, dünya üzerindeki herşeyin değerini bir anda yok etmiştir. İnsanlar bu ana kadar bu şeylere çok önem vermektedirler. Örneğin evleri, işyerleri, arabaları, tarlaları onlar için çok önemlidir. Tüm hayatlarını iyi bir ev satın alıp içinde oturmak üzerine kurmuş olabilirler. Ancak bunların ne kadar geçici amaçlar olduğu kıyametin daha ilk dakikalarında ortaya çıkar. İnsanların hayatlarını adadıkları yapılar, kağıttan bir ev gibi bir anda yıkılıp yok olur. Hayatını içinde çalıştığı şirkette yükselmeye adamış olan bir insan, artık bir hiç haline gelmiştir. Bir ülkede iktidarı ele geçirmek için çaba harcamış olan bir başkası da aynı korkunç durumdadır. Çünkü artık ortada ülke kalmamıştır... Allah rızası için yapılmış ibadetler dışında herşey anlamını yitirmiştir. Kuran’da bildirildiği gibi, “O, ‘herşeyi batırıp gömen büyük-felaket’ (Kıyamet) geldiği zaman. O gün, insan, neye çaba harcadığını düşünüp-anlar. Görebilenler için cehennem de sergilenmiştir.” (Naziat Suresi, 34-36)
Dağların Parçalanışı
Kıyamet günü yaşanan felaketler hayal gücünün alamayacağı niteliktedir. Yeryüzündeki en sağlam yapılar olan heybetli, sarsılmaz dağlar yerlerinden oynatılıp yürütülür; köklerinden savrulur, yakılır, paramparça edilirler. En ufak bir depremde paniğe kapılan, kimi zaman bütün bir geceyi korkudan sokakta geçiren insanlar için, gözlerinin önünde dağların yerinden oynatıldığı türden bir felaket dayanılabilecek gibi değildir.
Kuran’da dağların kıyamet günündeki durumları şöyle tasvir edilir:
O gün, taş, toprak ve kayalardan meydana gelen kapkara dağları bile rengarenk yün parçaları gibi etrafa savuran sınırsız, kahredici bir güç vardır. İnsan bu gücün, “doğanın gücü” olmadığının artık çok iyi farkındadır. Bir zamanlar ilah edindiği, müstakil bir güç sahibi zannederek isim taktığı “tabiat ana”, kendi yok oluşuna bile çare bulamamaktadır. Allah’ı gereği gibi takdir edemeyip inkar eden insanlar kıyamet günü hayatları boyunca yanlış yerlere atfettikleri bu gücün gerçek sahibinin kim olduğunu anlarlar. Ama bu, artık onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır. Yaşamları boyunca akıl ve vicdanlarıyla anlayamadıkları gerçeği, şimdi dehşetle anlayacaktır.
Bu dehşet, o gün, canlı cansız tüm varlıkları sarmıştır. Kıyamet günü yaşanan her sahneye bu korku ve dehşet hakimdir. İnsan, hayvan ve tabiat, hepsi bu ortak korku altında ezilirler. Artık ne dağlar bildiğimiz heybetli dağlar, ne deniz alıştığımız engin deniz, ne de gök o eski sınırsız, erişilmez göktür. Güneş, yıldızlar, bütün evren kıyametin sarsıntısıyla kuşatılmış, kendilerini yaratana boyun eğmiştir. Koskoca dağlar kumdan kaleler gibi ufalanırlarken, bu dağların, denizlerin, yıldızların yanında çok daha küçük ve aciz olan insan ise, korku ve telaşının içinde ezilecek, büyük bir yıkım yaşayacaktır. O günün dehşetinden yalnızca Allah’tan korkup sakınan, O’na iman etmiş ve hayatı boyunca Kuran’a bağlı yaşamış olanlar korunacaktır. Bu Allah’ın Kuran’da vaat ettiği bir gerçektir:
Denizlerin Kaynaması
Kıyamet gününün dehşetini anlamak için şu anda sahip olduğumuz düşünce kıstasları yeterli değildir. Ama o gün meydana gelecek yıkımın Allah’ın sonsuz kudretinin bir tecellisi olacağını bilmek, insanı felaketin boyutları hakkında fikir sahibi yapabilir. Örneğin dünyadaki en büyük kütle ve en büyük hayat kaynağı olan okyanusların benzin gibi tutuşturulması ve taşırılması o gün hakkında Kuran’da insanlara verilen örneklerden biridir:
Göklerin Yok Edilişi
Kıyamet gününün yıkımı ve dehşeti yalnızca dünyayı değil, evrenin de tümünü kaplar. Yeryüzü, yerin altı, dağlar, denizler için olduğu gibi gökyüzü, Ay, Güneş, yıldızlar ve gezegenler için de belirlenmiş ölüm vakti gelmiştir. Allah Kuran’da, o büyük gün hakkında şöyle buyurur:
Kıyametle beraber, insanın bildiği, alıştığı ve sonsuza dek süreceğini sandığı bütün varlıklar ve düzenler temelinden bozulmaya uğrar, darmadağın olur ve en sonunda yokluğa karışırlar. O gün gökyüzünün uğradığı akıbet de böyledir. Gökyüzü, insanın doğumundan itibaren varlığından ve devamından emin olduğu, kendisini koruyan bir tavandır. Oysa kıyamet günü hayatı boyunca insanı saran atmosfer, o gün aynen erimiş maden gibi akkor haline gelir. Kuran’da, o gün gökyüzünün durumu, “gökyüzünün erimiş maden gibi olacağı gün” (Mearic Suresi, 8) şeklinde tarif edilmektedir.
Kıyamette gerçekleşecek olan bu büyük olayların insana vereceği dehşet, normal zamanlarda oluşan doğal felaketlerin verdiği korku ile kıyaslanarak belki kısmen anlaşılabilir. Depremler ya da volkanik patlamalar, bilindiği gibi insanların en çok korktuğu olaylardandır. Yeryüzünün doğal, süregelen ve alışılmış şartlarında meydana gelen bu tür değişiklikler, çoğu insanda büyük panik meydana getirir. Depremle çatlayan yer kabuğu veya lav püskürten bir volkan, insandaki alışmışlığı ve rahatı bir anda ortadan kaldırır. İnsan, umursamadan her gün bastığı sağlam zeminin değerini, o felaket anında çok iyi anlar.
Ancak verdiği bütün acılara rağmen deprem veya yanardağ patlaması, geçici olaylardır. Bir deprem ya da patlama yaşanır ve biter. Bir süre sonra acıları unutulur, bir anı olarak kalır. Ama kıyamet günü, ne bir depreme ne de başka bir afete benzemez. Bu günde birbiri ardına gelen inanılmaz yıkımlar, var olan herşeyin artık geri dönüşü olmaksızın yok olduğunun açık delilidir. Örneğin insanın hayal gücünü aşan bir olay gerçekleşecek ve gökyüzü, çatlayarak yarılacaktır. Bu, insanın bildiği tüm “fizik kuralları”nın, güvendiği her türlü kavramın bir anda yok olması demektir. Binlerce yıldır varlığına alışılmış yeri ve göğü, onları inşa eden Yüce Allah paramparça eder. Kuran’da, o an “Gök çatlayıp-yarıldığı zaman, yıldızlar, dağılıp-yayıldığı zaman, denizler, fışkırtılıp-taşırıldığı zaman” (İnfitar Suresi, 1-3) olarak tarif edilmektedir. Başka ayetlerde ise, bu olay şöyle haber verilir:
İnsanların dünyada gözlerinde büyüttükleri herşey parça parça edilmiştir. Gökyüzü cisimleri de birer birer ölürler. Bu, ayetlerde bildirildiği gibi, “Güneş köreltildiği zaman, yıldızlar, bulanıklaşıp-döküldüğü zaman”dır. (Tekvir Suresi, 1-2) Yüzbinlerce yıldır ışık saçan, dünyanın hayat ve enerji kaynağı Güneş, dürülüp söndürülünce onun gerçek bir sahibinin olduğu ve o ana kadar ancak O’nun emriyle hareket ettiği gözler önüne serilir. İnsanların hep erişilmez, muhteşem, esrarengiz gördükleri ve içinde evrenin engin sırları barınır sandıkları yıldızlar bir bir düşürülüp söndürülür. Sarsılmaz dağlar yerinden oynatılıp yürütülür, uçsuz bucaksız engin denizler kaynatılıp buharlaşır, herşeyin varlığının ve yazgısının gerçek sahibinin kim olduğu, herşeyin üstündeki tek ve gerçek kudret sahibinin kim olduğu, yegane hakimiyetin kime ait olduğu tüm açıklığıyla ortaya çıkar. Artık verilen süre tamamlanmış ve dinden uzak insanlar içine daldıkları gafletten olabilecek en büyük felaket ile uyandırılmıştır. Bu gafletin sebebi söz konusu insanların Allah’ın “kadrini” (gücünü, kuvvetini) henüz dünyada iken tam olarak anlayamamış olmalarıdır. Oysa o gün evrenin ve yaşamın sahibinin kim olduğu çok iyi anlaşılacaktır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır:
İnsanların İçinde Bulunduğu Durum
Kıyametin doğurduğu bütün bu korku, dehşet ve şaşkınlık inkarcı insanın dünya hayatındaki gafletinin karşılığıdır. İnsan dünyada kıyametten ne kadar gaflette ve ona karşı ne kadar hazırlıksızsa, o gün kapılacağı dehşet de o denli büyük olur. Bu korku ve dehşet hissi, kendisine ölüm anı gelmesinden itibaren sonsuza kadar inkarcının peşini bırakmaz. Her an, her olay onun için bir korku vesilesidir. Artık önündeki her saniye kendisini dehşet verici azaplar beklemektedir. Karşılaştığı her dehşet, ayrıca ileride karşılaşacağının korkusunu da doğurur. Bu korku, çocukların saçlarını bile bir anda ağartabilen bir korkudur. Allah Kuran’da şöyle buyurur:
Allah’ı, yapıp ettiklerinden habersiz sananlar o anda kendilerinin aslında kıyamet gününe kadar zaman verilmiş aciz varlıklar olduklarını anlarlar. Çünkü Allah, o zamana dek “… onları yalnızca gözlerin dehşetle belireceği bir güne ertelemektedir.” (İbrahim Suresi, 42) Başka ayetlerde, inkarcıların korku ve şaşkınlığı şöyle tarif edilir:
Dünyada en kuvvetli bağlardan biri olan annenin çocuğuna duyduğu koruma ve sevgi bağı bile kıyametin şiddetiyle parçalanıp kopar. Gebeler korkudan çocuklarını düşürürler. O büyük şok insanlara şuurlarını kaybettirir. Şaşkınlık ve panikten afallamış, kendini bilmez sarhoşlar gibi etrafa yayılmışlardır. Allah’ın azabının şiddeti karşısında inkarcıların durumu Kuran’da şöyle bildirilir:
İnsanların o gün, korku ve dehşetle birlikte tattıkları en kahredici duygulardan birisi de çaresizliktir. Dünyada başına gelebilecek muhtemel her türlü felaket için tedbirini alan, en ölümcül afet, en büyük deprem, en şiddetli kasırga, en dehşetli nükleer savaş için bile korunmasını ve sığınağını hazırlayan insanoğlu, öyle bir olayla karşı karşıya gelir ki kaçıp sığınabileceği, barınabileceği tek bir güvenli yer kalmamıştır. Eğer inkarcı ise Allah’tan hiçbir yardım görmez. Yardım görebileceği başka herhangi bir merci, bir otorite de yoktur. Eskiden bir yol gösterici ve kurtarıcı sandığı bilim ve teknolojinin de artık hiçbir değeri kalmamıştır. En ileri teknolojiye sahip olsa, değil Ay’a, uzayın en uzak köşesine kaçıp saklansa azap kendisini orada da bulacaktır. Çünkü kıyamet bütün evreni kaplamıştır. Yalnızca üzerinde< bir zamanlar güven içinde yürüdüğü yeryüzü değil, erişilmez sandığı uzak yıldızlar bile Allah’ın emrine boyun eğmişler,“bulanıklaşıp-dökülmüştürler”. (Tekvir Suresi, 2) İnsanların o günkü çaresizliği Kuran’da şöyle anlatılır:
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder